YAPILARDA NEMLENMENİN VE SU
BUHARI YOĞUŞMASININ SEBEBLERİ
VE ALINABİLECEK ÖNLEMLER
Dr. Muzaffer Tamer ISI NEDİR? NE DEĞİLDİR?
Yapılarda su buharı yoğunlaşmasını
ve nemlenmeyi daha iyi anlamak için ısının ne olduğunun ve nasıl yayıldığının
bilinmesi gerektir. Isı kısaca bir enerji şeklidir ve malzemeyi teşkil
eden en küçük parçacıkların (atom ve moleküller) titreşimiyle meydana gelir.
Eğer bir malzeme ısıtılırsa bu küçük parçaların titreşimi hızlanır, tersine
soğutulursa titreşim azalır.
Isı muhtelif yolardan elde edilebilir.
MEKANİK ENERJİDEN ELDE EDİLEN ISI
Bir dübel deliği matkap ile delindiğinde,
matkap ve delinen yer ısınır. İşte buradaki ısı sürtünme ile yani mekanik
olarak elde edilmiştir.
KİMYASAL REAKSİYONDAN ELDE EDİLEN
ISI Bir malzeme yandığında (petrol, odun,
kömür vs.) ısı elde edilir. Bir kazanı ısıtırız veya yemeği pişiririz.
ELEKTRİK ENERJİSİNDEN ELDE EDİLEN
ISI Elektrik akımı bir dirençten geçerken
orayı ısıtır. Evlerdeki elektrik ocakları en iyi misaldir.
IŞINIM YOLUYLA ELDE EDİLEN ISI
Güneş ışınları yerkabuğu tarafından
tutulur ve ısınmaya başlar.
ATOM ENERJİSİNDEN ELDE EDİLEN ISI
Malzemenin en küçük parçası (atom)
herhangibir usul ile parçalanırsa, bu parçalar çok büüyk bir hızla etrafa
yayılırlar ve mesala suya ısılarını bırakarak suyu ısıtırlar. (mesela Uran
235, Neutronla parçalanır)
Isının bir yerden diğerine nakli ancak
farklı sıcaklığa sahip yerler arasında oluşur ve daima yüksek sıcaklığa
sahip taraftan düşük sıcaklığa sahip tarafa doğru olur. Kısacası kışın
dışa bakan bir duvardan içerdeki ısı dışarıya, yazın ise dışardaki yüksek
ısı içeriğe doğru hareket eder ve bu denge sağlanana kadar devam eder.
İşte bu ısının bir yerden bir yere nakli 3 şekilde olur.
IŞINIM YOLUYLA ISI NAKLİ (Transferi)
Bütün cisimler ısı neşrederler. (güneş,
radyatör vs.) Bu yayılma elektromanyetik dalgalarla olur. Bu dalgalr bir
cisme geldikleri zaman, malzemede ısıya dönüşür. Bu dönüşüm o malzemenin
yüzey rengine bağlıdır, eğer koyu renk ise daha fazla, açık renk ise daha
az ısınır.
İşte bu yüzden yazın açık renk elbise
giyeriz . Bu suretle güneşten gelen ışınların bir kısmı geriye gider. Kışın
ise tersine koyu elbiseler giyeriz güneş ışınlarını tutsun diye. Yazın
koyu renkli bir araba güneşte kaldıktan sonra kapısı açılırsa içerisinin
dışarıdan çok daha sıcak olduğu farkedilir.
ISI TAŞINIMI YOLUYLA ISI NAKLİ
(Komveksiyon) Isı taşınımı yoluyla ısı nakli kütle
nakli ile gerçekleşebilir. Bu yüzden bu tip ısı nakli sadece gaz ve sıvılarda
mümkündür.
Bir odada ısıtılan havanın yoğunluğu
azalır bu yüzden yukarı doğru hareket eder. Ayrıca odada bir vantilatör
varsa, pencere veyaa kapı açılırsa içeriye giren rüzgarla aynı hareket
olur. Gaz veya sıvı ortamda, sıcaklığı çok olan yerden sıcaklığı az olan
yere bir akım vardır. Oda içerisinde de sıcaklık daha soğuk olan duvar,
tavan ve zemine doğru hareket eder.
İnsan vücudu, %60 ışınım ve %40 taşınımla
ısınırsa kendini çok rahat hisseder. Taşınım artarsa rahatsızlık başlar.
ISI İLETİMİ İLE ISI NAKLİ
Isı iletimi ile ısı nakli doğrudan
doğruya malzemeye bağlıdır. Burada ısı nakli malzeme parçacıklarından malzeme
parçacığına geçer. Bu, katı haldeki malzemelerde, sıvı haldeki malzemelerde
ve gaz haldeki malzemelerde kütle nakli olmadan gerçekleşir. Burada malzeme
nakli yoktur, enerji nakli vardır. Bu naklin hızı malzemeye bağlıdır. Gümüş,
bakır, alüminyum, demir gibi malzemeler ısıyı naklederler .
Ahşap, poliüretan köpük, cam yünü,
strapor ise ısıyı çok yavaş nakleder, hareketsiz hava da ısıyı geç nakleder
boşluksa tam izole eder.
Bakır, alüminyum, bronz, çinko, demir
ve ağaçtan aynı ölçülerde çubuklar alıp üzerlerini sıcaklıkla renk değiştiren
kağıtlarla kaplıyalım ve bunları kaynayan bir suyun içine dikey şekilde
sokalım. Bakırın diğerlerinden çok kısa zamanda ısındığını görürüz. Bu
deneyden anlaşılacağı üzere her malzeme ısıyı aynı nakletmez. Buda bize
ısının muhafaza edilmesi lazım geldiği yerde kötü ısı nakleden malzemeleri
kullanmamamız gerektiğini ifade eder.
| Malzemenin İsmi |
W/mk |
Malzemenin İsmi |
W/mk |
| Çam kerestesi |
0,14 |
Gaz Beton |
0,14–0,29 |
| Meşe kerestesi |
0,21 |
Hafif Beton |
0,41 |
| Preslenmiş ağaç yongası |
0,14 |
Beton |
2,04 |
| Kontrplak |
0,14 |
Dolu tuğla |
0,70 |
| Yumuşak sunta |
0,17 |
Delikli tuğla |
0,52 |
| Sert sunta |
0,05 |
Sıva |
0,87 |
| Poliüretan sert köpük |
0,04 |
Demir |
58 |
| Mineral elyaflı malzeme |
0,04 |
Bakır |
380 |
| Sakin hava |
0,03 |
Alüminyum |
200 |
| Alçı Plaka |
0,21 |
Pencere camı |
0,81 |
Bir yapı elemanın (duvar, pencere,
kapı vs.) yüzeyinin komşu hava tabakası ile ısı alışverişine kısaca ısı
transferi (ısı nakli) denilir. Buradaki ısı alışverişi temasla (ısı iletimi)
ve ışınım ile olur.
Şimdi bir duvardan pratikte bir ısının
nasıl nakledildiğine bakalım.
24cm. genişliğinde delikli tuğlalı
bir duvarın dış sıcaklığ ı – 10°C, iç tarafta yani odada +20°C olursa
duvarın iç yüzünde 16,5°C dış yüzünde – 9°C olur. İşte bu sıcaklıklar aradaki
duvarın ısıyı hızlı veya yavaş nakletmesine bağlıdır.
Isı ne kadar hızlı nakledilirse duvardaki
iç sıcaklık düşer, dış sıcaklık artar, bu durumda duvarı ısıtıyoruz dolayısıyla
havayı ısıtıyoruz demektir. İlerde aanlatacağımız gibi duvarın nemlenmesinin
sebebi budur. Şimdi başka bir duvara bakalım.
24cm kalınlığında delikli tuğla bir
duvarın 2cm. kalınlığında iç ve dış sıva yapılmış ayrıca dışardan 10cm.
kalınlığında Polistrol köpük ile izole edilmiş, iç sıcaklık yine 20°C iç
sıvanın yüzünün sıcaklığı 19°C delikli tuğlanın iç sıcaklığı 18,5°C dış
sıcaklığı 13°C, Polistrolun dış sıcaklığı –9°C sıvanın dış yüzü – 9,5°C
ve dış hava sıcaklığı –10°C. Buradan şu netice çıkar, duvarın iç sıcaklığı
oda sıcaklığına yakın, dış sıcaklık ise, dış hava sıcaklığına yakın, dolayısıyla,
havayı ısıtmıyoruz demektir.
Isının nakli, duvarlarda bu şekilde,
köşelerde ise biraz daha değişiktir. Bir duvar kesitinin eşit sıcaklıklara
sahip 2°C aralıklı çizgilerle bölersek bu çizgilerin duvarın düz yerinde
birbirine paralel olduğunu görürüz ama köşelere geldiğinde sapmalar başlar
zira köşeye yaklaştıkça tesir alanı büyümektedir. Bu yüzden köşedeki sıcaklıkları
ölçecek olursak burada tam köşe sıcaklığının 4°C ye kadar düştüğünü görürüz.
İşte nemlenmenin ve mantar teşekkülünün köşelerde başlamasının sebebi budur.
Eğer yoğuşma istenmiyorsa duvarlar ve bilhassa köşeler izolan bir malzeme
ile izole edilmelidir.
Eğer duvarın arasında bir beton kolon
varsa beton ısıyı daha çabuk ilettiği için betonunu içe bakan sıcaklığı
daha düşüktür. Bu da orada yoğuşma olasılığını arttırır. Demekki beton
yeler çıplak bırakılmamalı izole edilmelidir.
HAVANIN İÇERİSİNDEKİ SU BUHARININ
MARİFETLERİ
İnşaat fiziği açısından havanın içerisindeki
nem çok önemlidir. Ve şunların muhakkak bilinmesi gerekmektedir.
Hava o andaki sıcaklığına bağlı olarak
belli bir miktardaki su buharını buhar olarak tutabilir. Eğer bu sıcaklık
dah fazla su buharı verecek olursak bu fazlalık hava içerisinde buhar olarak
kalamaz, yoğuşur yani suya dönüşür. Sıcaklık arttıkça bu buhar miktarıda
beraber artar. Tersine sıcaklık düşerse bu defa o sıcaklıkta doyma miktarından
arta kalan buhar yoğuşur.
Hava molekülleri su meloküllerinden
daha büyüktür. Yani havanın geçmesine mani olan bir katmandan su buharı
rahatlıkla geçer. Pek tabiidir ki su buharının geçemediği katmandan hava
da geçemez. Bu durum bilhassa hafif yapı elemanlarının kullanıldığı binalarda
çok önemlidir.
Hava fiziksel olarak gaz karışımıdır.
Bunun manası, su buharı basıncının hava basıncına ilavesi o anki toplam
basınçtır. Su buharı basıncı o andaki nem miktarına da bağlıdır.
Farklı su buharı miktarına sahip
iki boşluktan, fazla su buharı ihtiva eden taraftan, su buharı az olan
tarafa bir buhar akışı başlar. Bu, iki taraftaki buhar miktarı eşit oluncaya
kadar devam eder.
KATI MALZEMELERDE SU ALIŞVERİŞİ
Katı malzemeler normal iklim şartlarında
belirli alanda su ihtiva ederler. Buna “Doğal nem” veya “Denge nemi” denir.
Bilimsel olarak katı malzemenin doğal
nemi çevredeki havanın nisbi rutubet oranına bağlıdır. Bu oran ahşapta
%40 nisbi nemlilikte ağırlığın %7’si ve %80 nisbi nemlilikte ağırlığın
%14’ü civarındadır. Çimento harcında ise %50 nisbi nemlilikte ağırlığın
%3’ü ve kireç – çimento harcında ise ağırlığın %5’i mertebesindedir.
Yapı malzemelerinin doğal nemliliğine sebep olan etkenler öncelikle 0,1mm.
‘den küçük olan mikro gözeneklerdir. Katı malzememnin çevresindeki sınır
değerleri değişecek olursa, malzemenin nemliliği de değişir. Çevredeki
nem artar ise malzemenin nemi artar, eksilirse içerdeki su çevreye buhar
olarak yayılır ve malzemenin nemi azalmış olur.
SU BUHARI GEÇİŞİ
Su moleküllerinin sadece sıvı halde
değil, buhar halinde de hareket kabiliyeti vardır. Bu hareketin en bilineni
su buharı geçişidir. (Difüzyon) Binalardaki bir çok rutubetlenme olayının
arkasında su buharı difüzyonu ve yoğuşma gerçeğinin bulunduğunun anlaşılması
çok eski değildir. Nasıl ki, insanlarda romatizmanın, kesin teşhis konulamayan
birçok hastalığın sebebi olduğu biliniyorsa su buharı difüzyonu da birçok
rutubetlenme olayının müsebbibi olarak görülmektedir. Acaba su buharı difüzyonu
hangi etaplardan geçmektedir? Difüzyon, meloküllerinin bir gaz karışımında
yaptığı kendi hareketidir. Örneğin, suyun en küçük parçaların yani moleküllerinin
havadaki hareketi gibi .
Bu hareket için moleküllerin hava
içinde farklı yoğunlukta dağılmış olmaları gerekmektedir. (Konsentrasyon
akımı) Bir hacmin bir tarafında fazla diğer tarafında az su molekülleri
toplanmışsa, doğanın ana kanunu mucibince fazla olan taraftan az olan tarafa
doğrubir denge hareketi başlar. Çünkü az olan tarafta su molekülleri için
daha fazla yer vardır. Bir an gelir ki, hareket durur. Bu an, su buharının
hacmin her tarafına eşit olarak dağıldığı andır. Su buharı molekülleri
maddenin en küçük parçacıklarından oluştuğundan katı maddeler buna karşı
büyük aralıklı bir ağ gibi karşı dururlar, ancak bu moleküllerin katı madde
içinde hareketine engel olamazlar.
Havanın su buharı alabilmesi iki etkene
bağlıdır. Hava sıcaklığı ve havanın su buharına doyma derecesi. Doyma derecesi
(nisbi nemlilik) aynı zamanda su buharı kısmi basıncını verir. Su buharının
tüm hareketleri kısmi basınçlar tarafından yönetilir. Kısmi basınca ve
sıcaklığa bağlı olarak 1m³ hava içinde (su buharı, su ve buz) değerler
verilmiştir. Tablodaki değerlere ulaşıldığı zaman hava su buharına doymuş
demektir ve daha fazla buhar alabilmesi olanaksızdır. Daha fazla buhar
zorla verilmeye çalışılsa dahi bu buhar su şekline döşerek açığa çıkar.
Aynı olay buharla doymuş havanın tamamen veya kısmen soğuması esnasında
da yaşanır. Ne varki, havanın buharla tamamen doyması çok istisnai hallerde
gerçekleşir. Genellikle mevcut iç ortam sıcaklığına göre havadaki buhar
miktarı maksimum taşıyabileceği buhar miktarından azdır. 1m3. Havada gerçekten
bulunan su miktarına “mutlak nemlilik” denir. Ancak bu miktar ilgili maksimum
nemliliğe ipucu değildir. Olayı daha kolay anlaşılabilir hale getirmek
için "nisbi nemlilik (q)" ortaya konmuştur. Nisbi nemlilik, maksimum nemliliğin
mutlak nemliliğe yüzde olarak oranıdır. Örneğin mutlak mevcut nemlilik
mümkün olan maksimum nemliliğin yarısı ise, nemlilik oranı %50’dir. Bu
açıklamadan uzman olmayan kişiler dahi biraz bir şey anlayabilirler.
Önemli olan havanın yoğuşmaya başlamadan
önce en fazla kaç dereceye kadar düşebileceğini hesaplamaktır. Bu noktaya
" yoğuşma noktası” veya ” terleme noktası” denir. Bir mekan içindeki her
noktanın aynı sıcaklıkta olmadığının bilinmesi gerekir. Hangi sıcaklıkta
mevcut su buharının (kısmi basınç) doyma basıncına ulaştığı, yani mutlak
nemliliğin hangi sıcaklıkta maksimum nemliliğe ulaştığını hesaplamak, “yoğuşma
noktasını” hesaplamak demektir.
Pratikte sık sık karşılaşılan soru
şudur. Yoğuşma olamaması için hangi sıcaklıkta
hangi nem oranına müsade edilir?
Mekan içerisinde hareket eden hava,
yoğuşacağı bir sıcaklıktaki yere rastladığı anda orada yoğuşur. Şimdi buna
ait bir misal yapalım.
Oda sıcaklığımız 20C odadaki bağıl
nem %75 olursa hangi sıcaklıkta yoğuşmaya başlar?
Belli nem oranlarındaki yoğuşma sıcaklıklarına
göre 20°C ve %75 bağıl nemin olduğu aralıkların kesiştiği noktayı bulursak
burada 15,4°C buluruz. Demekki oda içerisinde 15,4°C’ye sahip bir bölge
varsa buhar orada yoğuşmaya başlayacak demektir. O halde bu şartlarda odada
hiçbir nokta 16°C altına düşmemelidir.
Başka misal yapalım.
Oda sıcaklğı 20C. Oda dış duvarının
sıcaklığı 9,3C, acaba hangi bağıl nemde yoğuşma başlar?
Yine belli nem oranlarındaki yoğuşma
sıcaklıklarına göre 20°C ve 9,3°C sıcaklığından yukarı çıkarsak %50 bağıl
nemi buluruz. O halde odada 9,3°C'lik bir nokta varsa bağıl nemi %50 ‘nin
altına düşürmemiz gerekir.
HAVA HAREKETİYLE RUTUBETİN BİRLİKTE
HAREKET ETMESİ
(KONVEKSİYONLA RUTUBETİN YAYILIŞI)
Suyun hareketli havada birlikte hareketi,
çok uzun süre teorik ve pratik olarak ihmal edilmiştir. Her ne kadar bina
kabuğunda derzlerden su ve rüzgar girmemesi için bazı global şartnameler
varsa da, bunların ana gayesi, ısının hava yordamıyla hareket ederek enerji
kaybına mani olunmasıdır.
Bu hareket esnasında, suyunda birlikte
hareket ettiği ve bazı şartlar altında sebep olduğu gerçeği, yeni yeni
ele alınmaya başlanmıştır.
Burada hareket eden su buharı miktarı,
prensip olarak buhar difüzyon olayından çok dah fazladır. Özellikle çatılar,
bu problemle karşı karşıyadır. Ne yazık ki konveksiyon yolu ile hareket
eden su miktarını hesaplamak için hesaplama yöntemleri yoktur. Özellikle
havanın alçak ve yüksek basınç etkisinde devamlı değişiminin kaçınılmaz
olduğu sanayi tesislerinde yalıtım içinde oluşan kondens suyunun düzenli
olarak pompayla emilmesi gerekmektedir. Kuşkusuz tüm olay çok komlike olup
hesaplanabilmesi için daha araştırılmalara ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç hem
yapılar hem de tesisler için geçerlidir. Yapılarda olay düzenli iç-dış
iklim faktörleri arasında araştırılırken, tesislerde ise kesintili çalışmalar
ve değişken sıcaklıklar da dikkate alınarak araştırma yapılmalıdır. Ancak
yapılarda su buharı hareketinin bu çok önemli kısmı mutlaka çok daha derinlemesine
araştırılmalıdır. Bunun için şimdilik yapı kabuğundaki fugaların kapatılması
için uzmanlar çözüm önerileri getirmelidirler.
BİREYSEL SU HAREKETİNİN TOPLU ETKİLERİ
Buraya kadar binalardaki suyun akışkan
veya buhar halindeki hareketleri teker teker ele alınmıştır. Pratikte ise
ortaya çıkan hasarların nedeninin sadece bir tanesine değil birkaçına bağlı
olduğu görülmektedir.
Örneğn toprak altı suyunun betona
işlemesi, difüzyon yoluyla ilerlemesi , kapiler bir katmana rastlayınca
yukarıya çıkması ve yukarlarda bir yerde iç yüzeylerde gözle görülecek
şekilde tezahür etmesi gibi. Danimarkalı Prof. Korsgaard tarafından geliştirilen
yeni bir yönteme göre, yalıtımlı soğuk tesisatın yüzeyine Difüzyon veya
Konveksiyon yolu ile çıkabilmiş su kapiler emici özelliği bulunan fayanslar
yardımı ile tekrar dış havaya verilebilmektedir. Bu suyun hareketleri ve
etkileri konusunda bilgi sahibi olunca konvansiyonel olmayan çözümler bulunabileceğine
ait güzel bir örnektir.
PENCERELERDE VE BİNALARDA YOĞUŞMA
Pencerelerde kullanılan her türlü
camlarda dışa bakanlarında yoğuşma meydana gelmesi camın veya pencerenin
kalitesiyle alakalı değildir. Yeni Avrupa normuda EN 1279, bu hadiseyi
şöyle izah etmektedir. Cam üzerine yoğuşma camın kalitesiz olduğunu ifade
etmez. Bu bir atmosfer olayıdır ve atmosfer şartlarına bağlı olarak meydana
gelir. Eğer havada sis yoksa ve hava açıksa böyle gecelerde çiğ meydana
gelir.
Zira böyle durumlarda toprak uzaya
ışınım suretiyle çok ısı kaybeder, bu esnada havanın içindeki fazla nem
yoğuşur.
Çiğ teşekkülü için uygun hal:
Yüksek rutubet oranı
Bulutsuz bir gök
Rüzgarsız bir hava
Ve ısı iletim katsayısı düşük bir
çiğ taşıyıcısı
İşte tabiatta kendiliğinden oluşan
bu hadise pencere camında tekrarlanır. Çift camlarda kullanılan camların
k değerlerinin farklı olması, sadece yalıtım miktarını değiştirmez, aynı
zamanda camlardaki sıcaklıkları da değiştirir. İç ve dış camın sıcaklık
hesabı amprik formüllerle tahmin edilebilir.
Burada bahsettiğimiz (k) değeri, yapı
malzemesinin ısıyı nasıl naklettiğini gösterir. Bu değer küçüldükçe malzemenin
ısıyı daha zor naklettiğini dolayısıyla daha iyi izolan bir malzeme olduğunu
ifade eder.
Dış sıcaklık –15°C iç sıcaklık 20°C
olduğunda ve k, değerleri 5,8 3,0 ve 1,3 ise iç ve dış cam
sıcaklıkları (Amprik formülle hesaplanmıştır.) –15°C dış sıcaklıkta, tek
cam olduğunda birinci sıradaki k değeri 5,8 olursa camın dış sıcaklığı
-6,2°C iç sıcaklığı –5,4 °C olur. O halde tek cam kullanıldığında hemen
bütün sıcaklık dışarı kaçmaktadır. Daha önceki tabloya bakacak olursak
sadece 10°C oda sıcaklığında %30 nem olursa yoğuşma olmaz, bu demektir
ki tek camlı pencerede yoğuşmanın önüne geçilemez.
İç cam sıcaklığının artması, oda içerisindeki
hava hareketlerini azaltır, dolayısıyla oda iç konforunu arttırır. Buna
mukabil dış cam daha fazla soğuyacağı için yüzeyinde rutubet oluşma miktarı
artar. Gözlüklü insanlar soğuk havalarda sıcak mekanlara aniden girerlerse
,cam üzerinde yoğuşan su buharı görüşe mani olur. İşte burada meydana gelen
yoğuşma tabiatta meydana gelen yoğuşmadan farksızdır. Zira gözlük camları
oda sıcaklığından çok düşüktür, gözlük camı civarındaki hava aniden soğuması
ve yoğuşma sıcaklığının altına düşmesi gerekir. Ekmek kızartma makinasında
kızarttığınız bir dilim ekmeği masa üzerine koyalım ve biraz sonra tekrar
kaldırdığımızda masa üzerinde yoğuşmuş su ile karşılaşırız. Kısacası bir
yerde, bir yüzeyde su buharının yoğuşması için yüzey sıcaklığının ortam
sıcaklığından düşük olması gerekmektedir. Ama bu her zaman oluşmayabilir.
Zira ortamdaki havanın, ortamdaki havanın yoğuşma sıcaklığından fazla olabilir.
Evin bazı bölümlerinde yoğuşma iç tarafta oluşur. Banyolar ve duşlar yüksek
sıcaklıklarda yüksek nem ihtiva eder. Senenin soğuk günlerinde bu yerlerde
soğuk duvar ve camlarda buhar yoğuşabilir. Mutfakta eğer aspiratör direk
ocağın üzerinde değilse odaya çok buhar yayılabilir. Bu da hızla yoğuşmaya
zorlar. İnsanlar uyurken çok miktarda rutubeti odaya verirler, bu yüzden
sabahları yatak odalarında yoğuşma olabilir.
Önünde kepenk veya jaluzi olmayan
pencerelerde iç camlarda yoğuşma olabilir. Perdeler, storlar gibi pencere
önünde akımı önleyici şeyler de yoğuşmayı hızlandırır. Çok miktardaki ev
içindeki süs bitkileride etkenlerden birisidir. Fakat pencerenin k değeri
yoğuşmaya en fazla tesir eden faktördür.
İç cam için geçerli şartlar dış cam
içinde geçerlidir. Yani dış cam sıcaklığının dış ortamdan daha soğuk olması
gerekir. Daha önceki yaptığımız hesaplara bakacak olursak bunun mümkün
olmayacağını düşünebiliriz. Ama açık havalarda toprak ışınımla uzaya çok
hızlı kaybeder. Bu esnada hava henüz soğumadan yer kabuğu soğur dolayısıylada
camın sıcaklığı etraftaki havadan daha soğuk olabilir. İşte buda dış camda
yoğuşmaya sebeb olur.
Veya sabahleyin güneş doğduğunda havadaki
rutubet aniden artar ve hava sıcaklığı da beraber yükselir. İşte bu esnada
gölgede kalmış bir pencerenin sıcaklığı havadan düşük olabilir, bu da yoğuşmayı
temin eder. Ayrica k değerinin düşük olamasının dış camın sıcaklığını düşüreceğini
biliyoruz. Açık gecelerde, dış camlar radyasyonla ısı kaybederek etraftan
daha soğuk olabilir. Bu da yoğuşmayı sağlar.
NEMLENMEYİ AZALTICI ÖNLEMLER
Binalarda nemlenmeyi tamamen ortadan
kaldırmak mümkün değildir. Ancak azaltıcı tedbirler alınabilir. Bu süretle
de binada meydana glecek hasarlara mani olunur.
Ahşap pencerelei bir evde hava daima
hareket halindedir. Zira pencerenin bina ile birleştiği yerde (Pencere
fuğalarında) nee sızdırmazlık ne de izolasyon vardır. Kasa kanat arasında
da contra olmadığından içerdeki sıcak ve rutubetli hava devamlı dışarıya
doğru, soğuk ve rutubetli az hava içeriye girer. Bu suretle de tabii havalandırma
gerçekleşmiş olur. Böyle bir binada nemlenme ihtimali daha azdır, zira
içerdeki rutubet oranı daima sirkülasyondan dolayı artmamaktadır. Bu durum
nemlenme açısından insana cazip gibi gelebilir. Ama binayı ısıtmak için
kullandığımız yakıtla devamlı dış havayı ısıttığmızı düşünürsek yanlışlık
hemen ortaya çıkar.
Pimapen takılmış bir evde, bu tabii
sirkülasyon dediğimiz olay hemen hemen yok gibidir. Zira zaman içerisinde
bozulmayan kasa – kanat arasındaki contalar vve bina ile kasanın
birleştiği yerdeki izolasyon ve sızdırmazlık tedbirleri, hava değişimine
mani olur, dolayısıyla paramız cebimize kalır, göğü ısıtamayız. Tabii sirkülasyon
olmadığına göre içerideki nem kaynaklarının (mutfak, banyo, çiçekler, insanlar
vs.) ürettiği rutubet,içeride kalarak ve belkide izafi nem bazı soğuk noktalara
(dış duvar köşeleri, camlar, fugalar vs. ) göre doyma noktasına ulaşacak
ve nemlenme başlayacaktır. Kızı kendi haline bırakırsan ya davulcuya ya
da zurnacıya varır. Pimapen takılmış bir evi kendi haline bırakırsan pek
tabii nemlenir. O halde ne yapmalı ki rutubetlenmeyi minimuma indirmeli.
Tedbirleri iki bölüme ayıralım.
1-) Yeni ev alıyoruz veya yaptırıyoruz.
2-) Evde oturuyoruz.
1-) Yeni ev alıncak ise ısı tasarrufunu
düşünerek, ki buna mecburuz, zira enerjinin %75 ini ithal ediyoruz. Duvarların
ısıs geçirgenlik katsayılarının (k değerinin) düşük olmasını istiyoruz,
bu nedemektir?
Mümkünse dış duvarların hepsinin arası
izolan bir madde (cam yünü, strapor vs.) ile izole edilmiş, çift tuğlalı
duvar (sandviç duvar) olmalıdır. Bunu yapamıyorsak kafi kalınlıkta örülmüş
bir tuğla duvarını içeriden veya dışardan yine izolan bir madde ile izole
etmek gerekir. Bugün Avrupa’da binalar, taşıyıcı elemanlar ve koruyucu
elemanlardan yapılmaktadır. Yeni izolasyon için binalara dışardan adeta
koruyucu bir manto giydirilmektedir. Avrupa'’a 24cm. in altındaki duvarlara
müsade edilmemektedir. Yapılan bu yatırım yakıttan tasarrufla en geç iki
sene içerisinde amortize edilir.
Bu suretle iç cam iç sıcaklığı artacak
dış cam sıcaklığı düşecektir. Evde oturulmaya başlandığı zaman havalandırmayı
asla ihmal etmemek lazımdır.
Havalandırma hiçbir zaman büyük ısı
kaybına sebep olmaz. Zira sadece hava değişimi yapılmaktadır, duvarlar
ısısal ataletten dolayı soğumazlar. Pencere kapatıldığında çok kısa zamanda
binanın içi eski sıcaklığına kavuşur. Böyle bir binanın rutubetlenmesi
çok zordur.
2-) Mevcut bir bina penceresi Pimapen
ile değiştirilmiş ise, bu ısı tasarrufu açısından büyük bir kazançtır.
Yalnız bu kazanç Pimapenin kapladığı alan ile sınırlı kalır. Binanın dışa
bakan duvarları , balkonların uzantısı, tavan ve tabanlar izole edilmeden
olduğu gibi bırakılır ise gelecek kayıplardan Pimapen mesul olamaz, bu
o bölümlerin bizzat kendi hatasıdır. Bu yüzden mümkünse dış duvarlar ve
gerekli diğer yerler , ihtisas sahibi bir müeseseye izole ettirilmelidir.
Genç öküzle yaşlı öküzün çektiği saban düz gitmez. !
Eğer pencere haricinde diğer yerleri
izole etmek mümkün değilse, bu defa iş başa düşüyor. Billhassa ısıtma peryotlarında
ve fazla buhar üretildiğinde (çamaşır kurutma, duş yapma , yemek pişirme
vs.) çaprazlama pencere açarak ev havalandırılmalıdır. Bu havalandırma
ne saatlerce sürmeli ne de bir anlık olmalıdır. Bunun ne hesabı vardır
ne de tahmini. İnsanlar bu zamanı kendi hisleriyle tespit etmelidir. (Rüzgarlı
havada az, durgun havada biraz daha uzun , çamaşır kurutulduğunda uzuni
çay yapıldığında kısa vs.) Eğer ev soba ile ısıtılıyorsa zaten havalandırmak
mecburiyeti vardır. Borusuz sobalar, evlerde tercih edilmemelidir. Yanan
herşeyin oksijene ihtiyacıdır, yani soba devamlı oksijen tüketmektedir.
Bu da ancak özel havalandırma ile telafi edilir.
|